Çocuk ve
ergen yaşına uygun yeni bilgiler öğrenmek ve beceriler kazanmak için okula
gider. Bu çocukların anne ya da babaları gibi ev dışında geçirdikleri bir
zaman bölümüdür. Nasıl ki büyükler evi geçindirmek için çalışıyorlarsa,
çocuk ve ergenler de bir iş olarak okula gitmekte ve öğrenmektedirler. Bu
nedenle okul bilgi edinilen bir kaynak olması yanında çocuğun kendisi ve
çevresi ile uyum becerilerini kazanacağı bir yerdir.
Okul başarısı bir çok etkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlar arasında
çocuğun zihinsel kapasitesi, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi
ve tutumları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir. Çocuklara
ilişkin öğrenmeyi etkileyen nedenler arasında dikkat eksikliği ve aşırı
hareketlilik en sık karşılaşılan gelişimsel bir bozukluktur. Böylesi
çocuklar normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyleri olduğu halde dikkat
sürelerinin kısalığı nedeniyle dersleri uzun süre izleyememekte, öğrenme
için önemli olan bilgilerin tekrarlanmasını yani ödevleri yapmada
zorlanmaktadırlar. Genellikle çocuk ve ergenlerin bulundukları yaştan
beklenen öğrenme kapasitesine sahip olduklarını biliyoruz. Bu yaş grubunun
ancak çok küçük bir kısmı özel eğitim ve öğretime gereksinim duymaktadırlar.
Öyleyse aynı okul ve öğretmenin yetiştirdiği öğrencilerin neden tümü
başarılı olamıyor? Bu
soruyu kötü karne ile karşılaşan anne baba çoğunlukla "Neden zayıf
getirdin?" şeklinde sormaktadır. Karnelerin alındığı dönemlerde anne, baba
ve çocuklar açısından karşılaşılan en önemli sıkıntılardan biri bu şekilde
başlamaktadır. Ders başarısı ve sonuçta karneye yansıyan öğrenme düzeyi anne
baba kadar çocuk ve ergen için de önemlidir. Başarılı bir karne ile kendine
güven gelecek ve öz saygı gelişecektir. Karne sonrasında gelecek olan yaz
tatili yani iş yaşantısının sonrasındaki izin dönemi hakedilecektir.
Kötü karne sonucunda çocuk ve genç birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır.
Sevgi yetersizliği, olumsuz koşullar, yanlış tutumlar ve ilgisizlik. Böylece
bilgi edinmede zorluk çeken çocuğun, öz saygı geliştirmesi ve kendine güveni
de tehlikeye girmektedir. Bu ise farklı gelişim dönemindeki çocuk ve
gençlerde, beklenmedik davranışların sergilenmesine yol açmaktadır. Anne
baba tepkileri ya da içinde bulundukları bu olumsuz duygular nedeniyle çocuk
ve gençler zaman zaman medyadan da izlediğimiz üzücü sonuçlara yol açan
davranışlar sergilemektedirler.
Her çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve yeteneğine göre başarısının
değişebileceğini biliyoruz. Bu başarıyı nelerin etkileyebileceğini de
özetlemeye çalıştık. Eğer anne baba eğitim yılı içinde okul ve öğretmen ile
yeterince işbirliği yapmışsa, çocuğun sınıf içindeki düzeyini ve nasıl bir
karne alacağını tahmin edebilecektir. Bu nedenle başarısızlık durumunda
"sonuçtan çok bu sonuca nasıl gelindiğinin" değerlendirilmesi önemlidir.
Öncelikle, çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler
geliştirebilmek için her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır.
İlköğretim birinci ve altıncı sınıfları çocukların yaşantılarında önemli
değişikliklerin olduğu dönemlerdir. Birinci sınıfta yeni bir ortama uyum
sağlama, arkadaşlara ve öğretmene alışma yaşanırken, altıncı sınıfta birden
fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu
olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döneminde ise okula devam ederken aynı
zamanda sınavlara hazırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları
eklenmektedir. Ayrıca içinde bulunduğu gelişim dönemi de çocuk ve ergenin
öğrenmesinde etkili olabilmektedir. Ergenlik döneminin başlangıcında,
sağlıklı ve uyumu iyi olan bir çocuk bile okulda başarısızlık
gösterebilmektedir. Ergenlik bir yeniden düzenleme dönemidir ve yaşamın
sosyal yanları öne çıktığı için, ilgi alanlarında geçici de olsa bir kayma
olabilir. Ancak böyle bir uyum sürecinden sonra ergenler kısa sürede
toparlanmakta ve okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmektedirler.
Çocuk ve ergenin ders başarısını etkileyebilecek bu genel nedenler dışında,
geçen ders döneminde yaşadığı kendi ve çevresi ile ilgili özel nedenler de
olabilir. Bu karne döneminde aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip,
böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden
geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir. Ailesinin ya da anne
babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benimsenen çocuk ve ergenler
bu üzüntüyü kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı
olmaktadırlar. Burada anne babanın yapabileceği çocuğun dışındaki nedenleri
ele almak ve çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir. Böyle bir
sorumluluğu çocuğuna vermeyen anne babanın tüm çabalarının sonuçsuz
kalacağını unutmamalıyız. Çocuklarımız şu anda bu yılki eğitim döneminin
yarıyıl tatili dönemine geldiler, bir iş dönemi tamamlandı ve yeni bir dönem
için dinlenmeyi hakettiler.
Çocuk ve ergen psikiyatrisi bölümlerinden tedavileri sürdürülen çocuklar
için de eğer şartlar uygunsa ve hekim ile işbirliği yaparak tatil döneminin
dinlenerek geçirilmesi ve uygulanan ilaç tedavilerine ara verilmesi uygun
olacaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik nedeniyle Ritalin ya da
Tofranil gibi ilaç tedavisi sürdürülen çocuk ve gençlerden tatil döneminde
ders başarısı beklenmeyeceğinden genel olarak ilaç tatili verilmektedir.
İçinde bulundukları gelişim dönemine ve fizik güçlerine göre özellikle
kırsal bölgelerimizde yaşayan çocuk ve gençlerin tatil dönemlerinde anne
babalarına işlerinde yardımcı olduklarını biliyoruz. Aileye ekonomik açıdan
katkıda bulunmak ya da kendi harçlığını kazanmanın çocuk ve ergenin kendine
güveni ve benlik saygısında olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Ancak bu
ekonomik katkının çocuk ve ergenin gücü göz önünde bulundurularak
planlanmasının önemi açıktır.
Tatillerin aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve birlikte geçirilen zamanı
artırma yönünden de önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle çalışan anne ve
babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması sınırlı
aile içi etkileşimi artıracaktır. Aile üyelerinin hep birlikte geçireceği bu
tatil dönemlerinin iletişim, çocuklarına model olma, onları tanıma ve
gelişimlerini görebilme açısından da yararları olacaktır.