22 Haziran 2007 tarihinde Yahyalı’dan 14 kişi olarak Çanakkale gezisi için
yola çıktık.Hava oldukça sıcaktı,adeta çöl sıcaklarının ortasında yolculuk
yapıyorduk.Arkadaşların fıkraları,hikayeleri ve espirileriyle sıcaklık
yerini samimi bir ortama bırakmıştı.Herkesin tek amacı vardı;muhteşem
zaferin yaşandığı Çanakkale’yi görmek,şehitlerimizi ziyaret edip onlara
dualar göndermek.Aslında o muhteşem makama ulaşan kişilerin dualara ihtiyacı
yoktu çünkü onlar en yüksek makama-şehitlik makamına-ulaşmışlardı.Aslında
bizlerin onlardan şefaat dilemesi gerekir.
Yol boyunca İç
Anadolu’nun sararmış başaklarla dolu tarlalarını görüyorduk.Sanki onlar da
bizlere insan hayatının evrelerini anlatıyordu.İnsanlar olgunlaştıkça ve
içinden çıkılmaz olaylarla karşılaştıkça değişir ve bir başak misali başları
eğilir.Yeni başarılar,araştırmalar,buluşlar bir birini kovalar.Sonunda bir
başak misali son demine gelir.
Güzel dinlenme
tesisleri,tarih kokan yapıları ve araya serpiştirilmiş parkları ve
bahçeleri…Tabii ki yolumuzu kısaltan muhteşem yola da değinmeden
geçemeyeceğim.Yol boyunca ülkemizin gelişmekte olduğunun resmi çizilmiş
sanki.Tatile giden,tatilden dönen,memleketlerine giden veya bir yerlere
ulaşması gereken insanlarla hınca hınç dolu yollar.
Gecenin
ilerleyen saatlerinde arkadaşlar tarafından bir yarışma programı koyuldu
televizyona.Bu geleneksel hale gelen Türkçe olimpiyatlarıydı.Muhteşem bir
salon,rengarenk insanlar ve aynı dili konuşan farklı ülkelerden gelen
öğrenciler.Kimi Mozambik’ten kimi Türkmenistan,kimi Gana’dan…Adını
bildiğimiz ve bilmediğimiz o kadar çok ülkeden-o ülkedeki Türk okullarının
yetiştirdiği-o kadar çok öğrenci katılmıştı ki..Onların muhteşem şekilde
Türkçe konuşması ve Türkçe şiir ve şarkı okuması insanın gözlerini
yaşartmaya yetiyordu.Hepsi birbirinden güzel muhteşem eserler.
Gecenin geç
saatlerinde herkes uyumuş ve sabah 07.00 de Çanakkale’ye varmıştık.Hava çok
sıcak ve nemliydi. Güzel bir kahvaltının ardından vapurla Gelibolu’ya
geçtik.İlk olarak Kilit Bahir kalesini gezdik.Kale Osmanlı Devletinin son
zamanlarında yapılmış.Duvarları çok geniş sanırım yedi metre genişliğinde
muhteşem bir yapı.Büyük bir top atılmış ve top kalenin yapısında kalmış
patlamamış.İnsanın o topu kale surunda görünce aklı almıyor.
O kadar çok
anıt-şehitlik var ki gören kişinin büyülenmemesi imkansız.Rehberimizin
anlattığı anılar,yaşanan büyüleyici olaylar bizi kendimizden geçiriyor adeta
o günleri yaşıyor gibi oluyorduk.Yaşlı bir amca tarlasını öküzlerle sürerken
öğle vakti,sabana bir şey takılıyor.Dikkatle baktığında toprağın altından
kan çıktığını görüyor.Hemen toprağı eşeliyor ve hiç bozulmamış bir insan
cesediyle karşılaşıyor.Üstündeki kıyafet hariç hiçbir şey bozulmamış.Sanki
toprağın altındaki ceset değil de yaşayan bir insana ait.Yaşlı dede telaşa
kapılıyor ve topraktan çıkarıyor cesedi.Cesedin üstündeki köstekli saat
dikkatini çekiyor.Saate bakıyor saat öğleyin 12.00 bir de kendi saatine
bakıyor kendi saati de 12.00.Dedenin şaşkınlığı bir kat daha artıyor.Çünkü
köstekli saatin diğer günde doğru çalışması için her gece tekrardan
kurulması lazım.Sonra bakıyor yanında bir su kabı.İçini açıyor içi su dolu
ve su taze.Şaşkınlığı bir köşeye bırakıp cesedi topraktan çıkarıyor ve
tarlanın bir köşesine gömüyor.Saat ve su kabını da alıyor yanına.Hava
kararmak üzereyken evinin yolunu tutuyor.Bir müddet sonra yorgun olduğu için
hemen yatıyor.Rüyasına tarladaki ceset giriyor.Ceset,dedeye şöyle
sesleniyor.
“---Neden beni ait
olduğum yerden çıkardın,üzerimdeki saati ve su kabını neden aldın der?
---Ben abdestimi o su
kabından alıyordum ve namaz saatlerimi o saate bakarak belirliyordum.Ben
şimdi nasıl abdest alacağım,nasıl namaz kılacağım der.”
Dede kan ter içinde
uyanır ve hemen tarlanın yolunu tutar ve yanına da saati ve su kabını da
alır.Cesedi gömdüğü yerden alır ve bulduğu yere tekrar gömer.
Bir başka şehitliğe
çeviriyoruz yolumuzu.Çam ağaçlarının arasından ve havanın sıcaklığıyla
birlikte devam ediyoruz gezimize.Seyit Onbaşı’nın- Çanakkale savaşının kilit
adamını-çarpıştığı yere gidiyoruz..Elimizde 376 Alman yapımı 26 tane Osmanlı
hanımlarının altınları ve paralarıyla yapılan mayın var.376 mayın Alman
komutan tarafından enine yerleştirilir boğaza.Diğer 26 mayın işe yaramaz
denilerek bir köşeye atılır.Ancak bir gece yanılmıyorsam Çanakkale komutanı
Esat Paşa’nın rüyasına peygamber efendimiz girer.26 mayının boğazın en
geniş yerine ve denizin kıyısına yakın bir yere yerleştirlmesini söyler.Bu
askeri anlayış olarak gerçekleşmesi imkansız bir plandır.Ama bunu söyleyen
yüceler yücesi,baş tacı edilecek,en üstün insansa tabiî ki dinlenmesi
gerekir.Tabii ki Paşa da bu emre itaat eder.Nusret Mayın Gemisiyle
bildirilen yere,boğaza dikey şekilde yerleştirilir.Ancak düşman gemileri
muhteşem teknolojik araçlarıyla her şeyi görmektedirler.deniz üzerindeki en
ufak bir hareketliliği,deniz üzerindeki kibrit kutusunu bile
görmektedirler.Nasıl olurda bu geminin düşman gemilerinin olduğu yere
gitmesini ve mayınları yerleştirmelerini görmüyorlar.Bunu insanın aklı
hayali almıyor.Düşman komutanın dediği gerçekleştiriyor.”Çanakkale de Allah
Türkleri tuttu.Onlara yardım etti”
Mecidiye tabyalarını düşman gemilerini
bombalıyor.Bombanın biri cephanenin olduğu yere düşer.Şiddetli bir
patlamayla sadece bir kişi ayakta kalır.Şaşkınlık tedirginlik içinde
etrafına bakar.Arkadaşlarının kemikleri,etleri hepsi parça parça olmuş ve
her tarafa dağılmış.Tam o an toprağın altından bir elin kıpırdadığını
görür.Hemen toprağı kazar ve arkadaşını çıkarır.İşte toprağın altından
çıkan kişi koca Seyit’tir.Seyit Onbaşı durumu anladıktan sonra –Le
havle…çeker hiç durmadan.Kendisi toptan tüfekten anlamayan,sadece top ve
tüfeklere numara yazan bir onbaşıdır.Hemen topların bulunduğu yere gider ve
arkadaşından yardım ister ancak arkadaşı 276 kg ağırlığındaki topları
kaldırmanın imkansız olduğunu söyler.Bunun ardından Seyit onbaşı tek başına
topun birini kucaklar ve onda vücudundaki kemiklerin çatırdadığı duyulur.
Düştü düşecek
derken beş basamak merdivenlerden çıkar ve topun ilkini en büyük geminin
üstüne doğru gönderir.Ancak geminin batması için sadece dümeninden vurulması
gerekmektedir.İlk top geminin ön tarafına düşer.Hemen ikinci topu kucaklar
ve aynı şekilde merdivenlerden çıkar.İkinci topu da gönderir düşman
gemisinin üstüne bu top kullanmaktan anlamayan mucizevi insan.İkinci top da
geminin arka kısmını yaralar ancak bu da yetmez batmasına.Üçüncü topu da
kucaklar ve tam dümeninden vurur dehasa gemiyi.işte o an 211 metre
uzunluğundaki gemi etrafında daireler çizerek batmaya başlar.Diğer gemiler
bu geminin kendilerine çarpmaması için hemen manevra yapıp geri
dönerler.Ancak daha önce hiç kimsenin aklına yatmayan ve hiç kimsenin aklına
gelmeyen 26 Osmanlı mayınlarının yerleştirildiği tarafa doğru gemiler
döner.Mayınların olduğu yerden dönmeye çalışan gemilerden en büyük ikisi de
bu mayınlara çarparak büyük bir şiddetle batar.Düşmanlar neye uğradığını
anlayamaz ve geri çekilme emri verilir.Düşmanlar geldikleri gibi
Çanakkale’yi geçemeden geri dönerler.
Yolumuzu Arı
Burnu’na çeviriyoruz.Burası tam bir uçurum.İnsanın burayı tırmanması
imkansız sayılabilir.Fakat burada mucizevi bir olay yaşanmış.Fransız
askerler gece nerelerden çıkartma yapılacağını tespit eder ve o noktalara
şamandıra atar.Bu şamandıralar denizin akıntısıyla yer değiştirir ve Arı
Burnu önlerine geliyor.Burada çok az Türk askeri bulunuyor çünkü buradan
düşman askerinin çıkması imkansız.Gece olur ve çıkarma yapılır.Düşman
askerleri şaşkın çünkü buradan tırmanmak imkansız.Yine de emir demiri keser
diyerek tırmanırlar.Türk askeri de arazi yapısını bilmediği için her çıkan
düşman askerinin üstüne süngüyle saldırırlar.Her çıkan düşman askerini
süngüyle geldikleri gibi geri gönderirler.Bazen de düşman askeriyle beraber
Türk askerleri de uçurumdan adeta uçar.Bunu gören düşman komutanı:”Gözü
kapalı savaşan ve ölen Türk askerini gördüm de uçan Türk askerini ilk kez
görüyorum.”demiş.
Anlatacak o
kadar çok olay,o kadar çok anı var ki anlatmakla bitirilemez.Ben gezdiğim
yerde gerçekleşen ve duyduğum çok az olayı anlattım.Bu muhteşem savaşın
yaşandığı yeri görmek isteyen,savaşın o günlerini adeta yaşamak isteyen
varsa hiç durmasın mutlaka ama mutlaka Tarihimize altın harflerle yazılan
Çanakkale Zaferi’nin yaşandığı yeri ziyaret edin.Japonlar nasıl ABD nin atom
bombası atıp Japonları esir aldığı Hiroşima ve Nagazaki şehirlerini her
doğan çocuklarına gösteriyorsa ve her yıl mutlaka oraları ziyaret ediyorsa
bizlerde ecdadımızın kanlarıyla sulandığı ve resmi kayırlara göre 253.000
Türk askerinin şehit olduğu yeri mutlaka ziyaret etmeliyiz.